Blog
DAĞCILIK ÜZERİNE

Kalabalık Grupla Dağa Gitmek; Bir Büyük Demirkazık Klasiği

Kalabalık Grupla Dağa Gitmek; Bir Büyük Demirkazık Klasiği

Ahmet Alptekin KILIÇ

2017 yılının yaz başlangıcıydı. Dağcılığa 2016’da başlamış, sık sık doğa yürüyüşleri ile geçen sonbahar ve kış ayları boyunca sadece Erciyes’te kış kampı yapmış, ardından Antalya’da Kızlar Sivrisi zirvesine çıkmıştım. Uzun zamandır dağlarda zirve yürüyüşleri için antrenman yapsam da kaya tırmanışı oldukça ilgimi çekmişti. Tabi bunda kuşkusuz Zirve Dağcılık’ta tanıştığım ağabeyim ve hocam Hasan Hüseyin Boğaz’ın büyük etkisi olmuştu. Baharın gelişiyle birlikte Türkiye Dağcılık Federasyonu’nun (TDF) düzenlediği Dağcılık eğitimlerine de başlamıştım. Dağcılığı hem Federasyon’da örgün öğretim şekliyle hem de usta çırak ilişkisi ile öğrenme şansım oluyordu. 2017 yazından oldukça ümitliydim. Uzun zamandır hayalimde olan dağlarda olma fikri ile içim içime sığmaz olmuştu.

Haziran ayında Zirve Dağcılığın yaz için pek çok zirve planladığını duymuştum. Bunlarda hangilerine gidebileceğim konusunda ise bir fikrim yoktu. Dağcılık serüveninde henüz kendimi tanımıyordum. Zaten bana göre dağcılık bir bakıma kendini tanıma yoluydu ve hala bu yolda yürümeye devam ediyorum. İlk faaliyet Temmuz ayında Zirve Dağcılığın geleneksel Aladağlar şenliği kapsamında gerçekleştirilecek olan Alaca zirvesi olarak belirlendi. Ekipte ben de yer alacaktım. Bundan dolayı baya sevinçliydim. Alaca Zirvesine gitmeden önce Hasan abiyle Ankara Küçükesat’ta bulunan küçük şirin bir Boulder salonu olan Kısakaya’da buluşmuştum. Kısakaya’ya Hasan abinin yönlendirmesiyle bir yıldan fazla bir süredir aralıklara gidiyordum. Burası Ankara’da tek olması ve sıcak dostane bir atmosfere sahip olması nedeniyle Ankara tırmanışçıları için sadece bir antrenman salonu değil aynı zamanda buluşup keyifli vakit geçirilebilecek bir mekan özelliği taşıyordu. Kuşkusuz bunda kurucuların payı büyüktü ama o ayrı bir yazının konusu.

Hasan abi ile Kısakaya’da biraz antrenman yapıp bisikletlerle Seğmenler parkına gitmiştik.   Zirve Dağcılık Geleneksel Aladağlar Şenliği kapsamında Alacadan bir hafta sonra Antalya'da yaşayan Ankara Zirve Dağcılık eğitmenlerinden Canan Yurdakul’un Küçük Demirkazik Zirvesine bir faaliyet düzenleyeceğini Kulüp Başkanı Adnan Yazgı’dan öğrenmiştim. Hasan abiye parkta bu faaliyete katılıp katılmayacağını sordum. Aynı tarihlerde Büyük Demirkazık’a kalabalık bir grubu çıkarmak için bir arkadaşının yardım istediğini söyledi. Ben ne yapayım diye sorduğumda da istersen gel bana yardım edersin dedi.  O anda kararımı vermiştim. Zaten Canan da Küçük Demirkazık faaliyetini erteleyecek ve ben bir yıl sonra onun rehberliğinde çıkacaktım.

İşte gel zaman git zaman Alaca ya çıktık ve Hasan abi Temmuz ayı sonunda başta kararsız olsa da bir perşembe günü beni aradı ve gideceğimizi söyledi. Heyecanlanmıştım. Pek çok kişinin yapmak istediği bir zirveydi Büyük Demirkazık. Hatta Kulüpte bazıları Büyük Demirkazık zirvesini de yapıp bu işi bırakacaklarını söylemişlerdi. Dağcılığa yeni başlamış biri olarak Alaca’dan sonra Büyük Demirkazık gözümde büyüyordu ancak antrenmanlıydım ve kendimi iyi hissediyordum

28 Temmuz 2017 Cuma günü oldukça yoğun geçen bir haftadan sonra işten eve geldim. Alacadan geldikten sonra çantamı boşaltmamıştım. Bunun ne kadar yanlış olduğunu daha sonraki tecrübelerimden öğrenecektim. Hızla hazırlandım ve Hasan abi gece 11 gibi geldi. Oturduk muhabbet ettik ve gece 3 gibi Bursa’dan dağcılarla gelen otobüse bindik. En önde Hasan abiyle arkadaşı Bülent Aktaş oturdular. Herkes uyuyordu. Ben de direk dalmışım. Aslında gün içerisinde gece otobüste uyuyamayacağımı düşünüp stres yapmıştım çünkü Alaca Zirvesine giderken yarım saatlik çok kısa bir uyku dışında nerdeyse hiç uyuyamamıştım. Alaca gibi nispeten kolay bir zirvede belki bu problem olmamıştı  (zirvede midemin bulanması ve herkes fotoğraf çekilirken uyumam dışında) ancak Demirkazık Zirvesine uyumadan çıkmayı göze alamazdım. Yolda Aksaray'da uyandım. Çay içtim.  Bülent hocayla tanıştım sonra tekrar uyku. Uyandığımda Niğde eski otogardaydık. Ekibe başka illerden katılacak birkaç kişiyi bekliyorduk. Her zaman olduğu gibi Hasan abinin bildiği bir çorbacıya girip kelle paça içtik.

Ekip geldi saat 8 gibi yola koyulduk. Yaklaşık 25 kişi vardı. Niğde’den Çukurbağ köyüne vardık ve kahvaltı için durduk. Bir köy evinin bahçesinde masalar hazırlandı ve güzel bir kahvaltı yaptık. Ben Bursa belediyesinde arama kurtarma biriminde görev yapan bir ekibinin yanında oturdum, birazcık sohbet ettik. Pek dağcılık tecrübeleri yoktu anlaşılan Aladağlara ilk defa geliyorlardı. 

Burası Taurus Guesthouse isminde bir konaklama tesisiydi. Sahibi Ahmet Üçerdir. Aladağlarda faaliyet yapacak dağcılara lojistik hizmeti veriyordu. Sonraki yıllarda Ahmet Üçer’le daha yakından tanışacaktım.  Aynı zaman da içerde konaklayanlar da vardı. Herkesin Tafa diye hitap ettiği  oldukça deneyimli bir dağcı olan Mustafa Kalaycı da ekibiyle birlikte burada konaklıyordu. Koç Üniversitesi’nden bir grup öğrenci ile Aladağlarda faaliyet yapmak için gelmişti. 

Kahvaltıdan sonra Hasan abi, Bülent hoca, Ahmet Üçer ve Tafa muhabbete oturdular ben de onlarla oturup onları dinledim.  Konu, İnegol sınırlarında yer alan Oylat’ın bir tırmanış bahçesine dönüştürülmesiydi. Hasan abi geçtiğimiz yıl rota açıcılarla birlikte oraya gidip epey rota açmış ve uğraşmıştı. Tafa’ya veda edip Aladağların spor tırmanış merkezi olan Kazıklı Ali Kanyon’una geçtik. Hasan abi kanyonun isminin burada kayalara kazık çakarak bal toplayan Ali isminde bir vatandaştan geldiğini söyledi. Kanyonu biraz gezdikten sonra bende daha sonra pek çok hatırası olacak Cimbar vadisini gezdik ve sonra traktörlere binmek üzere TDF Mümtaz Çankaya Dağ Evi’ne geçtik. Federasyon Başkanı Prof. Dr. Ersan Başar da oradaydı. 2017 yılında Pamirlerde Khan Tengri dağında hayatını kaybeden TDF Antrenörü Hakan Coşkun ve 2016’da Cimbar Vadisinde İleri Kaya Eğitimi esnasında hayatını kaybeden TDF Antrenörü Özgür Bodur anısına yapılacak etkinlikler için orda olduğunu öğrendik. Kaderin cilvesi işte Özgür Bodur’un hayatını kaybetmesiyle getirilen yeni uygulamalar sayesinde ileride benim hayatım kurtulacaktı. Bizi görünce tören için kalmamızı rica ettiler.  Hocalarımız kalmayı uygun gördüler.

Orada Hasan abinin eski dönemlerden tanıdığı olan Ayşe Kaplankaya da vardı. Yine Federasyon eğitimlerinden tanıdığım antrenörlerden Ahmet Taşçı ve Seval Uğurluoğlu’nu seçebilmiştim. Belli ki tören için pek gelen olmamıştı ve biz iyi denk gelmiştik.  Saygı duruşu, İstiklal Marşı, Prof. Dr. Ersan Başar’ın konuşması ve daha sonra TDF Antrenörleri adına kâğıttan okunan ve hayatlarını kaybeden dağcılar anısına yazılan konuşma sonunda program bitti.  Tören dağcılığın o cezbedici eğlenceli ve sıcak yanının aksine buz gibi ölüm soğukluğunu yüzüme çarpmıştı. Kâğıttan okunan konuşmayı da biraz garipsemiştim. Daha duygusal bir konuşma olmasını beklerdim ancak duygudan ziyade Türk Dağcılarının asla yılmayacağını TDF’nin yeni dağcılar yetiştirerek şanlı bayrağımızı zirvelerde dalgalandıracağından bahsediyordu.

Traktörlere atladık. Ben Alaca’da yaptığım gibi yine traktörün ön tarafına Hasan abiyle kuruldum. Burası arka kısma göre biraz daha rahatsız olsa da etrafı çok güzel görebiliyordum. Traktörün arka kısmında oturunca görüş kapanıyordu. Bir saatlik bir yolculuk sonrasında Sokullupınar kamp alanına geldik. Burası rotamız olan Narpuz boğazına girmeden önce son düzlükte yer alan biraz yüksek bir yerde olan küçük bir kamp yeriydi. Geldiğimizde yabani atlar vardı.  Burada turizm firmalarının da çadırları bulunuyordu. Hasan abiyle bunların sınırlarını oluşturan taştan duvarın dibinde oturduk. Herkes çadır kurma işine girişmişti. Biz ise dışarda yatmaya karar vermiştik. O yüzden orda öyle güneşin altında goy goy yaptık.  Sonra Ayşe hoca ile Seval hoca ve yanlarında bildiğim kadarıyla mayın sebebiyle parmaklarını kaybetmiş bir gazi abimizle geldiler. Onlar da zirveye bizle gelmeye karar vermişler. Hep beraber sohbet ettik ve akşam saat 5 gibi makarna ve ton balığından oluşan yemeğimizi yedik.  Sonra hava biraz serinleyince matları serdik, tulumları çıkardık ve uyuduk.

Gece saat 1 de hazırlanarak zirve yoluna çıktık. Sokullupınar’dan Narpuz Boğazı’na giriş, suyun hortumlarla aşağıya indirildiği dar bir kanyondan geçiyor.  Burada hafif eğimli, yer yer elleri de kullanmak suretiyle tırmanılması gereken kayalar bulunuyor. Yaklaşık 45 dakika bu dar geçitte yükseldik ve Narpuz 1 boğazına ulaştık. Kısa bir süre düzlükte ilerledikten sonra çarşaklı araziye girdik. Bir saat kadar hafif eğimli çarşakta yükseldik ve sonra Narpuz 1 den Narpuz 2 ye geçiş yapacağımız ikinci dar kanyona vardık.  Kanyon içinde akan suyun sesi duyuluyordu. Hava zifiri karanlıktı. Boğazın içinde kafa lambalarımız karşı taraftaki kaya duvarlarını aydınlatırken içimde inanılmaz bir coşku hissediyordum. Bu vahşi ve ürkütücü arazide iki tarafımda dev duvarlar yükseliyor ve gökyüzünde milyarlarca minik ışık huzmesi dev duvarların karanlık siluetini daha da heybetli kılıyordu.  

Grupta yorulanlar vardı. Bu sebeple 03:30 gibi mola verdik ve Bülent hoca kanyona girip uygun bir rota baktı.  Kafa lambamı kapattığımda etrafı daha güzel görebiliyordum. İlk başta grupla pek bir iletişimim yoktu. O yüzden başta ortalarda olsam da daha sonra Hasan abinin arkasına geçtim. Bu molada iki kişi kalmaya karar verdi. Bu mevkide bekleyip hava aydınlanınca döneceklerdi. Onlara bir telsiz verdik. Buradan sonrası daha zor olacaktı ve Hasan abi dönecek birileri olursa kendisinin indireceğini, benim grupla kalıp Bülent hocaya yardımcı olmam gerektiğini söyledi.

Bülent hoca rotayı bulduktan sonra kanyonun daraldığı bir noktada kayada yan geçişler yaparak Narpuz boğazının ikinci kısmına girdik. Sonra hafif çarşakta yükselerek bir patikaya girdik. Bu arada hava hafif hafif aydınlanmaya başlamıştı.  Patika bizi boğazın üst kısmına götürüyordu.  Bazı bölgelerde kar kulvarları vardı. Arkada müthiş bir manzara ve Demirkazık Köyü bulunuyordu. Boğazın üst kısmında mola verdik. Çantamda bulunan lavaş ile tahin pekmezi mideye indirdim.

Alaca ve Kızlar Sivrisi faaliyetlerinde yanımda sürekli yiyecek bir şeyler bulundurmam gerektiğini öğrenmiştim. Ceplerimden yemiş ve kuru meyveleri, çantamdan enerji verici tahin pekmezi eksik etmemiştim. Her ne kadar Hasan abi bu konuda benimle dalga geçse de (Amerikan arabası gibi çok yakıyorsun!) yürüyüş esnasında bunları tıkınmanın bana kuvvet verdiğini hissediyordum.

Bu noktada Demirkazık’ın gölgesi aşağıdaki ovaya vurmuştu. Daha önce çok gördüğüm ikonik zirve gölgesi fotoğraflarından çekmeyi de ihmal etmedim.

Önden ilerlediğimiz için sabah saat 5 gibi Hasan abi grubun ardına geçmeye karar verdi. Hava 5 dereceydi rakım ise 2720. Burada biraz uyuyup grubu beklemeye karar verdik. On beş dakikalık kısa bir uykudan sonra grup yanımıza gelmiş ve biz uyanmıştık. Bu molada Bursa arama kurtarma ekibinden iki kişi daha kalmaya karar verdi. Onlara da bir telsiz verildi ve biz yola devam ettik.

Saat 05:40 gibi Kızıl Çarşak’a vardık. Narpuz 2 boğazı dağ silsilesinin içinde yükselerek devam ediyordu. Boğazın sonuna gelmeden sola dönünce Demirkazık külahının altında yer alan Doğu beline dik bir açıyla çıkan iri ufaklı on binlerce taş yığını havuzundan oluşan bu rampaya Kızılçarşak deniliyordu. Çarşakta yürümek ekip için zor olacaktı. İki adım ileri bir adım geri şeklinde çarşaktan çıkmaya çalışan ekiptekiler sürekli söyleniyorlardı. Hasan abiyle ikimiz çarşakın sol tarafında bulunan kayalardan tutunarak daha hızlı ilerliyorduk.   Sonunda Hasan abi 6:45 te gruptan ayrılarak bir şeyler yemeye karar verdi ve tabii ki ben de ona katıldım. Ardından bir uyku bastırdı ve 10 dakika kestirdik. Uyanıp çok kısa sürede gruba yetiştik. Zaten pek ilerleyememişlerdi ve aralarında perişan olanlar vardı. Yeniden mola verdik ve doğan güneşin kaya duvarlarının ardından yükselip bizi selamlamasını bekledik. Çarşakta bata çıka ilerleyerek bir saat kadar sonra doğu beline çıktık. 

WhatsApp Image 2021-03-15 at 22-25-10

Saat 8:15 gibi doğu beline vararak molamızı verdik. Doğu belinin kuzey tarafına baktım. Biz güney den çıkmıştık. Diğer taraftan da çıkış vardı. Buraya da Cimbar vadisinden giriliyordu. Aşağıda minik bir gölcük vardı ve Doğu belinden yemyeşil görünüyordu. Oradan da bir çarşak zeminden yükselerek doğu beline varılıyordu.  Doğu belinde taşlardan bir çember oluşturulmuş ve çadır kurulacak bir yer ayarlanmıştı. Kemerlerimizi giydik, iki karabina, iki yardımcı ip, bir perlon ve emniyet aletimi kuşandım. Çantadaki fazlalıkları kumaş mavi çantama doldurdum.

WhatsApp Image 2021-03-15 at 22-27-19

Saat 9 gibi hareket etmek üzere ayaklandık. Ahmet, bana bu kocaman çantayı almamam gerektiğini söyledi.  Hasan abiye baktım.  Alma moruk bende su var yiyecekleri de benim çantaya koy dedi. Çantayı bıraktım.  Yukarısının soğuk olacağını düşünerek polar ve teknik ceketi giydim ve yola koyulduk. Başta terleme durumum iyiydi fakat sonra sıcaklamaya başladım.  Keşke çantamı alsaydım.  Çantasız çıkmam beni rahatsız etmişti. Ceketi koyacak bir yer yoktu ve ben Hasan abiden epey uzaktım.

Hasan abi sabah 10 da zirvede oluruz demişti. Doğu belinden artık daha dik bir eğimle yukarı uzanan bu etaba Külah deniliyordu. Okuduğum pek çok raporda buranın emniyet almadan çıkıldığı yazıyordu. Tabi raporları yazanlar hep deneyimli dağcılardı. Biz kalabalık bir gruptuk ve emniyetli çıkılacaktı. İlk ipin açılacağı yere geldik ve burada Ayşe hoca lider çıktı ve yukarda daha önce çakılmış sikkelerden emniyet noktası oluşturdu. Hasan abi önden çıktı. Biz de pursik düğümü atmak suretiyle ipe girdik ve çıkmaya başladık.  Çok fazla taş düşüyordu yukarıdan.  Burada Kaya derecesi oldukça düşüktü ben çok rahat serbest çıkabileceğimi düşündüm ancak gruptakiler için durum böyle değildi.  İlk ip boyunu çıktık. Çok terledim. Ahmet de terlemişti. Montunu çıkardı ben de rica ettim ve teknik ceketimi çantasına koydum.

Ayşe hoca ikinci ip boyunu da tırmanarak bizi yanına aldı. Grup kalabalık olduğu için üç ip boyu hat döşenerek hızlı bir şekilde zirveye ulaşmayı planlamışlardı.  Ancak ikinci ip boyunun bittiği noktada durup beklemek zorundaydık çünkü iki ipimiz vardı. Gruptakiler ipin birini aşağıda kalanlarla bırakmıştı.  Aşağıdaki gruba baktığımız zaman çok dağınık bir şekilde yukarıya gelmeye çalıştıklarını kiminin olduğu yerde kalıp oturduğunu görüyorduk.  Bazıları baya yorulmuştu belli ki. Hasan abi biraz gergindi. Üç ip olduğunu düşünmüş olmalıydı. Ekibin çok kalabalık olduğunu ve çok vakit kaybedeceğimizi biliyor olmalıydı. İpten her çıkana komut verip dar bir sette sağa sola oturtuyordu. Bana da mağaranın ağzına geç moruk dedi. İçimden vay be mağara mı varmış burada dedim. Sağ tarafta minnacık bir delik vardı mağara bu olmalı derken onun da hemen sağında bir delik gördüm ve oraya geçtim. İki kişinin zor sığacağı aşağıya doğru inen bir delik gördüm. Karanlıkta telefonun ışığıyla bakayım dedim ve bir de ne göreyim aşağıya doğru inen mağaramsı bir yapı.  Işıkla bakınca eğimin epey dik olduğunu ve bir iki metre sonra direk aşağıya giden bir kuyu olduğunu gördüm.  Merakla taş aldım ve attım.  Taşın sesi uzun süre gelince merakım daha da arttı.  Daha büyük bir taş alıp attım. Ses yine baya uzun geldi. Delik metrelerce aşağıya iniyor olmalıydı. Dağın için de bir boşluk vardı ve bu baca anca bir insanın sığabileceği kadardı.  Mağaracı olsaydım buradan inip bir bakardım diye düşündüm. Belki de keşfedilmemişti. Hasan abiye söyledim. Gergin olduğu için beni tersledi. Orada uzun süre bekledik ve mağaranın ağzında oturdum. Diğer taraflarda rüzgar sert esiyordu. Uzun süren bir bekleyişten sonra Ayşe hoca en altta kalan hattı toplayıp iple geldi ve tırmanışa devam ettik.

WhatsApp Image 2021-03-15 at 22-30-23

Hasan abi Ayşe hocanın hemen arkasından çıktı. Üçüncü ip boyunda bazı yerlerde epey boşluk hissi oluşuyordu. İki yıl sonra gelip buraları serbest çıkıp inebileceğim aklıma gelmezdi o anlarda.  Bir noktada hasan abi beklememizi istedi diğer ipin gelişini bekleyecektik. Orada son ipi bekledik nihayet geldi ve son kısmı da çıktıktan sonra Ayşe hoca bize dikkatle onu takip etmemizi çünkü zirveye çıkışta sırtın iki tarafının da dik uçurum olduğunu söyledi. Gerçekten de sırt, iki tarafında aşağı inen dik kaya duvarlarının olduğu dar bir patikaydı. Buradan zirveye ulaştık. Saat 11:45’te muhteşem bir manzara ve rüzgarsız güzel bir hava bizi bekliyordu zirvede. Hemen telefonumun kalan son pili ile kısa bir video çektim. Zirve defterine Hasan abiye teşekkür eden kısa bir paragraf yazdım ve fazla beklemeden inişe geçtik. Zirveye çıkış yaklaşık 11 saat sürmüştü.

WhatsApp Image 2021-03-15 at 22-33-07

Doğu beline üç ip boyu iniş yaptık. İniş kısmı oldukça uzun sürdü. Bu arada Doğu belinden yukarı çıkmamış orada bizi bekleyen birkaç kişi vardı. Epey yorgun görünüyorlardı ve güneşten kavrulmuşlardı. Ekip nihayet geldiğinde Kızılçarşaktan inişe başladık. Burada sert tabanlı ayakkabının ne kadar işe yaradığını bir kez daha anlamıştık. Çarşakta bu ayakkabılarla karda iner gibi topuklarımı taşlara sertçe basarak iniyordum. Oldukça hızlı bir iniş olmuştu. Narpuz 2 boğazına vardığımızda saat 17 civarıydı. Ekipte oldukça yorgun düşmüş dağcılar vardı. Son derece yavaş bir tempoda yürüyorlardı. Yine de son etapta Hasan abi onlara biraz hızlanmaları gerektiğini söyledi. Çünkü Narpuz boğazının sonu kanyondu ve basit de olsa kaya geçişleri vardı. Yorgun düşmüş ekibin karanlıkta bu etapları geçmesini istemiyordu. Akşam 6 civarında Narpuz boğazının sonuna yaklaştık. Kanyonun sol tarafında ufak bir şelaleden gürül gürül su akıyordu. Altına girip su içip kafamı yıkadım ve yeniden doğmuş gibi oldum. Buz gibi su iyi gelmişti. Sokullupınar kamp yerine ulaştığımızda saat 8 buçuktu. Hızla toparlandık ve tekrar yola koyulmak üzere traktörlere bindik.

Büyük Demirkazık zirvesi dağcılık yolunda benim için önemli bir adım olmuştu. Kalabalık gruplarla dağa gidildiğinde ne gibi risklerin olabileceğini, ekip uyumunun önemini ve faaliyetin zirveye kadar değil çadıra kadar devam ettiğini güzel bir tecrübeyle öğrendim. Rotada gördüğüm uçsuz bucaksız dağ zirveleri içimde Aladağları daha fazla keşfetme tutkusunu ateşlemişti.