Ahmet Alptekin KILIÇ
Gece kafamda ertesi sabah çıkacağımız rota vardı. Sabah kalktığımızda açık bir hava bekliyorduk ancak hava parçalı bulutluydu. Annemle kahvaltımızı yaptık. Faaliyete başlamadan önce anneme fazla detay vermeden teknik bir rota çıkacağımızı söylemiştim sadece. Annem doğal olarak faaliyetin detaylarını merak ediyordu. Ana yüreği işte... Benim için endişelendiğini biliyordum. Kahvaltı esnasında detaylı sorular sormaya başlamıştı ki Gökhan Şifan imdadıma yetişti ve tırmanış öncesi bir değerlendirme yapmak için beni dışarı çağırdı. Hangi malzemeleri alacağımıza karar vermeliydik. Rotaya ve hangi teknik malzemeleri alacağımıza karar verdikten sonra çantalarımızı hazırlamak üzere çadırlara dağıldık.
Ben Aladağlarda ilk defa çok ip boylu bir rotadan zirve yapacaktım. Bunda önce teknik sayılabilecek bir çıkış olarak Küçük Demirkazık zirvesine tırmanmıştım. Ulaş Utku Güldal önceki yaz Cimbar Vadisinde Gökhan abiyle birlikte bazı çok ip boylu rotalar çıkmıştı ancak o da ilk defa zirve yapacaktı. Gökhan abi uzun yıllar önce Direktaş’a çıkmıştı. Hem klasik rotadan hem de teknik rotadan çıkışları vardı. Bölgeyi iyi tanıyordu. Hava durumunu da dikkate alarak, Direktaş’a Kuzey Yüzünden Cambridge 1965 isimli rotadan tırmanmaya karar verdik. Ben evde Tunç Fındık’ın Aladağlar kitabından ve internetten Direktaş rotalarını oldukça detaylı bir şekilde incelemiştim. Malzemeleri çantalarımıza yükledik. Annemle vedalaştım. Günü dinlenerek kampta geçirecekti. Ne zaman döneceğimizi sorduğunda hava kararmadan 6-7 gibi döneriz dedik.
.png)
Sabah 8 civarında kamptan ayrıldık ve Direktaş’ın hemen altında uzanan büyük gölün etrafından dolanmaya başladık. Gölün müthiş bir manzarası vardı. Orada bol bol fotoğraf çektik. Rota’ya biraz batı tarafından girmemiz gerektiğini biliyorduk. Gözümüz sürekli Direktaş kütlesindeydi. Rotayı tanımlamaya çalışıyordum. Tunç Fındık’ın Aladağlar kitabına göre rota dağın batısından başlıyor ve doğuya doğru diagonal bir yükseliş içeriyor ardından nispeten daha zor bir kısım olan kilit etaptan sırta ulaşıp düz bir şekilde zirveye çıkıyordu. III+, V derece kaya tırmanışı zorluğundaydı. Aşağı yukarı 5-6 ip boyu çıkacağımızı tahmin ediyorduk. Kitaba göre 4 saatlik bir tırmanış vardı.
9:00 gibi rotanın altına vardık ve kısa bir mola verdik. Kısaca faaliyeti değerlendirdik. Bu tarz bir faaliyet için uygun olan 60 metrelik çift iple tırmanacaktık. Lider ip boyunu bitirince iplerin biriyle bir artçıyı, diğeri ile diğer artçıyı yanına alacaktı. Önümüzdeki etaplar nispeten kolaydı hafif bir meyille çapraz ilerliyordu.
Yolun başından beri bu tırmanışta ne yapacağımı düşünüyordum. İki yıl önce bir kaza yaşamıştım ve bu benim tırmanışımda bazı izler bırakmıştı. Yaptığım antrenmanlara ve fiziksel kondisyonuma rağmen spor tırmanış performansım hep potansiyelimin altındaydı. Tırmanırken zor etaplara geldiğimde düşme korkusu yüzünden olduğum yerde kalıyordum. Hamle yapmam gerektiği yerde yapamıyordum. Bu yüzden dayanıklılığım gelişmişti çünkü kilitlerde uzun süre bekliyordum. Ancak tırmanışım hep eksik kalmıştı. Bunu daha sonra yenmeye başladım ancak hala üzerinde çalışıyorum.
Lider çıkış sıralamasını belirlememiştik. Kafamda sürekli acaba nerde lider çıksam hangi etapta bunu yapsam gibi sorular dönüyordu. Bu da ister istemez bende stres yaratıyordu. Mola biterken Gökhan abi “Hadi bakalım kim başlıyor?” diye sorunca istemsiz bir şekilde ben çıkayım dedim. Stres bitmişti. Malzemeleri kuşandım. İpe girdim. Nereye gideceğimi sorduğumda “Bak işte uygun yerlerden yüksel” cevabını aldım. Gökhan abi ipte son 10 metre kaldığında beni uyaracaktı. Tırmanışa başladım. Kendi kendime konuşmanın ve ıslık çalmanın heyecanımı azalttığını fark etmiştim. Buralar oldukça kolay etaplardı. Dar bir bacaya gelene kadar hiç zorlanmamıştım. Baca da zor değildi ama tırmanış boyunca başıma bela olacak bir sorunla ilk o bacada karşılaştım. Tuttuğum taşlar oynuyordu. Kaya katman katman kırıklardan oluşuyordu. Taşlar sürekli yerlerinden çıkıyordu. Elimi attığım zaman yoklamak zorunda hissediyordum. Oldukça yavaşlamıştım. Başka yerlerden yükselebilir miyim diye uzun bir süre etrafıma bakındım ancak bacadan başka çarem yoktu. Ben de dikkatli bir şekilde tutuğum ve bastığım taşları yoklayarak tırmanmaya devam ettim. Bacayı bitirdiğimde Tunç Fındık’ın raporunda bahsettiği daha önceden oraya yerleştirilmiş boltu (yapay emniyet noktası) hemen fark ettim. Gökhan abiye ip durumunu sormak için sesledim. Bulunduğum yerden görünmüyorlardı. İpin mesafesini yükseklikten anlamak da mümkün değildi çünkü rota diagonal bir biçimde çapraz yükseliyordu. Müsait ip olduğunu ancak yavaş yavaş ana emniyet noktası (istasyon) oluşturmam gerektiğini söylediler. Yukarıya baktım, üst sette emniyete uygun çok güzel duran iki üç tane kaya babası gördüm ve oraya tırmanıp istasyon kurmaya karar verdim. Babaların yanına geldiğimde Gökhan abi ipte son 10 metre kaldığını söyleyerek beni uyardı. Bu noktada baya yüksek sesle birbirimize bağırmamız gerekiyordu. Telsiz olsaydı iyi olurdu diye düşündüm. Yanımızda sadece bir tane telsiz vardı. Onu da ana kampla haberleşmek için almıştık.
Yanımdaki perlonlarla ve yaylı takoz (friend) ile üç noktadan sağlam bir ana emniyet noktası oluşturdum. Burası bir balkon gibiydi. Dolayısıyla diğer tırmanıcıların emniyetini alması zor olsa da ayaklarım yere basıyordu. Bütün bu işler biraz zamanımı almıştı. Dağda ilk lider tecrübem bu olduğu için işleri pratik bir şekilde halledemiyordum. Sistemi defalarca kontrol ettim. Tırmanacakları ip boyu oldukça kolay olsa da neticede iki kişinin canı bu sisteme emanetti. Her ikisini de yukarı yanıma aldığımda saatim 10:30’u gösteriyordu. Kafamda hızlıca bir hesap yaptım. Eğer ben lider devam edecek olursam muhtemelen güneş batmadan zirveye varamayacaktık. Çürük kaya etapları da biraz lider tırmanıştan soğutmuştu beni. O noktada kimin devam edeceği sorusunda çekimser kaldım. Zaten Ulaş abi mümkün olduğunca lider tırmanmak istiyordu. Liderliği o devraldı. İlerideki etaplarda eğer yorulurlarsa yeniden lider çıkabileceğimi söyledim. Malzemeleri Ulaş abiye devrettim ve güzel manzaranın seyrine daldım.
.png)
İkinci ip boyu bittiğinde saat 12 olmuştu. Ulaş abi de lider tırmanışta benden hızlı sayılmazdı. Ben artçı tırmanırken de yavaştım çünkü kaya etapları pek sağlam değildi. Üçüncü ip boyu eriyen karlardan dolayı ıslak, çamurlu ve kenarları oldukça çürük slab bir yüzeyden oluşuyordu. Artçı tırmanırken sol tarafımdaki kayalardan tutunuyordum. Bir anda sol elimle tuttuğum kitap şeklinde büyük bir blok yerinden oynadı ve yükü elime bindi. Düşürmemek için tek elimle ittiriyordum ancak iki elimle alıp güvenli bir şekilde aşağı atabilecek durumum yoktu. Taş düşerse Gökhan abiye isabet edebilirdi çünkü direk altında kalıyordu ayrıca iplere zarar verme olasılığı da vardı çünkü ip hattı da taşın altında kalıyordu Bir süre öyle bekleyip ne yapacağımı düşündüm ve sonunda Gökhan abiye seslendim. O da bul bir çözüm dedi. O an tekrar tırmanışta yalnız olduğumu ve kendi kararlarımı vererek bunun sorumluluğunu almam gerektiğini hatırlamıştım. Orada epey uğraştım, taşı sağa sola ittirerek iyice yerine yerkleştirdim ve olduğu haliyle öylece bıraktım zira düşürmek daha riskli bir seçenekti. Gökhan abiyi oradan geçerken dikkatli olması için uyardım ve tırmanışa devam ettim. İstasyona vardığımda oldukça güzel bir manzara ile karşılaşmıştım. Aşağıda yemyeşil göller barındıran Yedigöller platosu boylu boyunca uzanıyordu. Rüzgar şiddetini artırmıştı bu yüzden montumu giydim ve Gökhan abiyi beklemeye koyuldum.
.png)
Dördüncü ip boyu dar bir bacadan çıkış gerektiriyordu. Burası Tunç Fındık’ın Aladağlar kitabında “geçişin dikleştiği ve çürüklüğün arttığı yarım baca etabı” olarak tanımlanıyordu. Saat 4 civarıydı ve liderliği Gökhan abi aldı. Bu şekilde daha hızlı bir şekilde yol almaya başladık. Aslında zor görünmeyen bir hattı ancak rotadaki çürük taşları hesaba katınca oldukça zorlaşan pasajlar vardı. Bu pasajlarda uzun zaman harcıyorduk. Aşağıda beklerken hava kapatıyordu. Güneşli manzara zaman zaman sis perdesinin ardından bizlere gülümsüyordu. Bu ip boyunu bitirdiğimizde, dibinde eski bir kar kütlesi olan geniş bir çanağa girdik. Çanak çarşak ile doluydu ve bittiği noktada uçurum vardı. Kar kütlesinin sınırında bembeyaz dağ çiçekleri kayayı süslüyordu. Çanağın sonunda dik bir duvar başlıyordu ve bu duvarı aşınca Direktaş’ın sırtına varılıyordu.

Anneme saat 6-7 gibi döneriz demiştik ancak henüz zirveye bile varamamıştık. Meraklanmaması için telsiz ile kampa haber vermek istedim ancak telsiz bu noktadan çekmiyordu.
Çanak eğimliydi biz Ulaş abi ile emniyetle geçmeye karar verdik. Gökhan abi bu noktalarda oldukça rahattı. Yılların verdiği dağcılık ve tırmanış tecrübesi kendini gösteriyordu. Saat 6 gibi bu ip boyunu da Gökhan abi liderliğinde tırmandık ve nihayet kilit ip boyuna vardık.

Kilit ip boyunu Ulaş abi lider tırmanmak istedi. Burası Tunç Fındık’ın kitabında İğne Kaya ismi ile geçiyordu. 25 metrelik III+ /IV+ zorlukta bir yarım baca etabıydı. Bu noktada teknik bir rotayı lider tırmanmak ile artçı tırmanmak arasındaki farkı net bir şekilde anlamıştım. Bu tırmanış öncesinde lider tırmanış, içerisinde barındırdığı riskler sebebiyle gözüme daha zor görünüyordu. Her ne kadar dağcılığı bana öğreten Hasan Hüseyin Boğaz, teknik bir dağ tırmanışında lider ile artçının aynı kapasitede olması gerektiğini söylemiş olsa da, tecrübeli bir tırmanıcının kurduğu sisteme iple bağlanarak artçı olarak tırmanmak daha güvenli geliyordu bana. Aslında bunun ciddi bir yanılsama olduğunu anlamıştım. İğne Kayanın dar yarım bacasında sırtımda çanta ile tırmanmak ve hamle yapmak beni o kadar zorlamıştı ki kan ter içerisinde kalmıştım. İpe düşmemek için kendimi oldukça zorlamıştım ve her hamlede “keşke lider çıksaydım da şu çanta sırtımda olmasaydı” diye içimden geçirmiştim. Bu son etap oldukça uzun sürmüştü ve saat 7 buçukta bitirebilmiştik.

Ben bu etabın bitiminde zirveye varacağımızı sanıyordum ancak daha yolumuz vardı. Karanlığa kalacağımız belliydi artık. Hızlı bir şekilde sırttan zirveye doğru ilerlemeye başladık. Bazı kısa ve zor etaplarda belden emniyet alarak devam ettik ve nihayet saat 9 gibi zirveye varmıştık.
Zirvede fotoğraf çekilecek ışık yoktu hava zifiri karanlıktı. Sıcak bir şeyler içip sandviç ve bisküvilerimizi yedik. Aklımda annem vardı. . Büyük ihtimalle merak etmişti beni. Gece burada kalma ihtimalini düşünüyordum ancak anneme haber vermem gerekti. Durumu değerlendirdik ve Gökhan abi klasik rotadan dönüş yolunu kolayca bulabileceğini söyledi. Hava açıktı ve parlak bir dolunay vardı. İnişe geçmeye karar verdik. Telsizle ana kampta bulunan ZDDSK Başkanı Adnan abiyle irtibat kurduk ve kararımızı bildirdik. Artık içim rahattı ve inişe odaklandım. Çok dikkatli olmak gerekiyordu.

Ay ışığı yolumuzu mükemmel bir şekilde aydınlatıyordu. Klasik rotada yol gösterici kaya babaları yer alıyordu. Bütün bunlar Gökhan abinin tecrübesi ile birleşince çok kolay bir şekilde yolumuz bulmuştuk. İki noktada ip inişi yaparak oldukça kolay bir şekilde rotada ilerliyorduk.
Ancak iniş esnasında bir yarım baca etabı vardı ve ben burada sakinliğimi kaybetmiştim. Karanlıktı, kendime güvenim oldukça azalmıştı ve emniyetsiz iniyordum. Aslında buna benzer etapları defalarca emniyetsiz inip çıkmıştım ancak uzun bir faaliyetin psikolojik dayanıklılığımı oldukça düşürdüğünü fark ettim. Fiziksel kuvvetim yeterliydi ancak bacadan inerken ayaklarım kayaları bulamayınca paniklemiştim, sürekli tırmanış arkadaşlarıma yüksek sesle nereye basacağımı soruyordum. Sonunda kendime geldim ve sakin bir şekilde bacayı tamamladım ancak onları korkutmuştum sanırım. Bu etaptan sonra sakin ve keyifli bir şekilde dağdan indik.
Gece 1’e doğru kampa vardık. Annem uyumamıştı. Bütün gece çadırda yolumu gözlemişti. Sağ olsun Miyase abla da onu yalnız bırakmamıştı. Uzun uzun sarıldı bana, hemen yemek yedim. Kampta herkes bizi merak etmişti. Zirveye vardığımızı ilk annem görmüş, bulutların içinden kafa lambalarımızın ışığı müthiş bir görüntü oluşturmuş. Ardından telsiz haberi gelince içi rahatlamış. Çok kısa bir sohbetin ardından direk uykuya dalmıştım.
Ertesi gün toplandık ve Sokullupınar’a döndük. Yolda annemle bol bol sohbet ettik. Bu faaliyette uzun zamandır hayalini kurduğum iki şeyi bir arada gerçekleştirmiştim; annemle dağda olmak ve teknik tırmanış yapmak.