Premlata Agarwal bir “dağcıdır”. Bu tek kelime onun en büyük başarılarından bazılarını barındırıyor. “Yedi Zirve”ye veya dünyanın en yüksek yedi zirvesine tırmanan ilk Hintli kadın. Premlata, kariyerine otuzlu yaşlarının sonunda, Bachendri Pal'ın rehberliğinde, Jamshedpur'dan selamlayarak bir dağcı olarak başladı. 2013 yılında Padma Shri ile ödüllendirildi ve aynı zamanda Tenzing Norgay Ulusal Macera Ödülünü kazandı.
S: Dağcılık yapabildiğinizi düşünmeye ve dağcılığa ne zaman karar verdiniz?
1999'da başladım. Jamshedpur'da, Bachendri Pal liderliğindeki Tata Çelik Macera Vakfının (The Tata Steel Adventure Foundation) her yıl Dalma Tepesi Yürüyüş Yarışması'na ev sahipliği yaptığı bir Dalma Tepesi var. O vakıftaki fitness salonunu ziyaret ederdim. O yıl ben de katılmaya karar verdim. O yürüyüşten sonra, oldukça formda olduğumu ve bu tür yürüyüşler yapabileceğimi fark ettim. O sırada kızlarımın trekking kulübüne katılmasını istediğim için Bachendri Pal ile tanıştım. Sonra olaylar birbirini izledi ve kızımla 21 gün süren Nehru Dağ Enstitüsünde ilk yürüyüşümü yaptım. O zamanlar otuz beş yaşlarındaydım ve yürüyüşü tamamlayacak kadar formdaydım. İşte o zaman Bachendri Ji, bir enstitüde yapılması gereken ve benim de Himalaya Dağcılık Enstitüsünde tamamladığım temel bir dağcılık kursunu almamı istedi. Bu kurs 28 gündü. O günlerde, 2000'lerde insanlar bu tür sporları yapan kadınlara kaşlarını çattılar. Bir ev hanımı olarak beni böyle şeyler yapmaya uygun görmediler. Bu kurs Darjeeling'deydi, neyse ki orası ailemin yaşadığı şehirdir. Böylece, Mayıs ayı boyunca kızlarımı ailemin evine bıraktım ve o kursa katıldım. Bu deneyim benim için çok olumluydu. Temel eğitimde de bir ödül kazandım. Bundan sonra 2004'te Bachendri Ji ile Nepal'deki Island Peak'te bir ekspedisyon başladım. Bu şekilde kızlarımın tatil yaptığı yaz aylarında -şans eseri benim için yapılan- yürüyüş ve seferlere çıkmaya devam ettim. Bunun gibi her yıl bir ekspedisyona çıkardım.
S: Dağcılık yaparken sizin için en önemli şey neydi?
Benim için en önemli şey, Yedi Zirveyi dünya çapında tasarlamamdı. Oraya gidip üç renkli ülkemin ve sponsorum Tata Steel'in bayraklarını kaldırabilmek için; bana ve hayallerime olan güvenleri ve yatırımları her şeyin en önemli parçası oldu. Madalyalar, ödüller ve takdirler aldım, bu beni motive etse de benim için ikincil bir ihtiyaç.
S: Bahsettiğiniz ekspedisyonlarda eğitmeniniz Bachendri Pal miydi?
Bachendri Ji, başından beri güçlü bir destekçim olmuştur. Bana rehberlik eden ilk hocamdı. Hocalarım, temel dağcılık öğrendiğim enstitüdendi. Ama bunun ötesinde o benim koçum, gururum ve ilham kaynağım oldu.
S: Bachendri Pal’ın size en değerli sözleri neler, asla unutamayacağınız bir şey mi?
Onunla Kilimanjaro'ya tamamı kadınlardan oluşan bir ekspedisyonla zirveye çıktım. Kilimanjaro'dan inerken, 'Everest Dağı'na hazırsın' dedi. O zamana kadar etrafımda daha formda insanlar olduğu için Everest'i tasarlamamıştım. Evde sorumluluklarım vardı ve Everest Dağı için çok zaman gerekiyor. Everest Dağı'na uygun olmak için çok zamana ihtiyacım var ve zirvenin kendisi için eğitim yaklaşık dört ay sürüyor. Benim için o zamanlar imkansızdı ama bunu bana söylediğinde olumlu yaklaştım ve mutlu oldum.
S: Everest Dağında, dünyanın en yüksek noktasında durduğunuzda ne düşündünüz?
Çok sevinmiştim. Aslında mutluluğun ötesindeydi. Kesinlikle duygularımı tarif edemeyeceğim bir andı.
S: Çocukları dağcılık için eğitiyor musunuz?
Evet, hocalık yapıyorum. Ama sadece çocuklara hocalık yapmıyorum, birçok kadına hocalık yapıyorum. Belli bir yaştan sonra pes eden kadınlar var. Onlar yeterince uygun olmadıkları için umutlarını kaybeder. Bazen eklem ağrısı, sırt ağrısı ve hatta artrit gibi rahatsızlıklardan muzdariptir. Bu kadınlara çok geç olmadığını öğretiyorum. Artrit ve sırt problemleri teşhisi konduktan sonra ben yapabiliyorsam, onlar neden yapamasınlar? İhtiyaçları olan tek şey biraz pratik yapmak; sonuçta pratik yapmak bir insanı mükemmel kılar. Okul günlerimde 2 kilometre koşamazdım bile ama şimdi yakın zamanda Kolkata Maratonunda 25 kilometre koştum. Aslında koşuyu 3 saat 9 dakikada bitirdim.
S: Yedi Zirveyi tasarladınız ve pek çok ödül kazandınız ama hala yapmak istediğiniz bir şey var mı?
Ah! Yapacak çok şey var. Formda kalmak için yoluma çıkan her şeyi yapmaya devam edeceğim. İçimde o yaşama gücünü hissettikçe bir şeyler yapmaya devam edeceğim. Üç yıldır 25 km maraton koşuyorum ve her yıl süreyi azaltarak kendi rekorumu kırmaya devam ediyorum. İlk koştuğumda 3 saat 25 dakika, sonraki sefer 3 saat 20 dakika sürdü. Dolayısıyla, her yıl kendi rekorumu kırmayı umuyorum. İnsanlar bana yaşımla birlikte dayanıklılığımı kaybedeceğimi söylüyor ama onlara pratikte hiçbir şeyin imkansız olmadığını söylüyorum. Bir şey olmazsa, bunun olmasını istemediğimiz içindir. Hep bir bahane olarak insanları, toplumu ve durumları suçluyoruz. Öyleyse, hedefine ulaşmak istiyorsan: Ona kendini %100 vermelisin ve bunu yaptığında; hiç bir şey seni durduramaz.
S: Bir dağcı olma yolunda önünüzde engeller oldu mu?
Tabii ki vardı. On beş yıl önce eşofman giyip koşmaya başladığımda, kadınlar evi arayıp kayınvalideme şikayet ederlerdi. "Gelinin neden eşofmanla ortalıkta dolaşıyor?" derlerdi. “Bir dağa tırmanmak mı istiyor? Evde işi yok mu?” Tüm bu küçümsemeleri dinlemek zorunda kaldım… Antrenman yapar, eve gider ve işlerimi bitiririm. Neyse ki, kayınvalidem çok destekleyiciydi. Buna rağmen, sıkıntılar da oluyordu. Ama bir hedefim vardı, iyi ve asil bir şeydi. Bunun için, hem eğitimde hem de evde ekstra çaba göstermek gerekir. Ailenizin desteği olmadan hiçbir şey mümkün değildir.

S: Dağcılıkta bu kadar başarı kazandıktan sonra, ailenizin yaklaşımı nasıl oldu?
Ailem yaptığım her şeyde beni destekliyor. Bu, bundan faydalandığım anlamına gelmez (gülüyor). Hala ev işlerimi yapıyorum ve hala pazardan sebze almaya gidiyorum. Dağlar bize hepimizin dünyadaki küçük zerreler, küçük varlıklar olduğumuzu öğretir.
S: Kızlarınız herhangi bir sporla ilgileniyor mu?
Ah evet. Her ikisi de Everest Ana Kampını ziyaret etti. Büyük kızım, “the Border Decurity Force” ile kırk gün boyunca 2000 km'lik bir deve yolculuğu olan Thar Seferine katıldı. Küçük kızım şimdi yoga dersleri alıyor.
S: Ülkenin genç nesline mesajınız nedir?
Bu günlerde çocukların çok fazla potansiyeli ve enerjisi var, keşke bunu doğru şekilde kullansalar, kendileri için doğru yolu seçseler. Hayat hiç de kolay değil, şimdi ne kadar çok çalışırsan, gelecek de sana o kadar iyi davranacak.
S: Dağcılık deneyimlerinizden öğrendiklerinizi başka bir yerde uyguladığınız zamanlar oldu mu?
Everest Dağı ekspedisyonun sonra Mt. McKinley’e - Denali olarak da bilinir- tırmanmaya kara verdim. Alaska Sıradağlarında, Kuzey Amerika'nın en yüksek zirvesidir. Gittiğimde kondisyonsuzdum. Everest'i yapabildiysem bunun ondan daha kolay olacağını düşündüm. O gün hiçbir dağa tırmanmanın kolay olmadığını anladım. Hava koşulları o kadar sertleşti ki, dağa tırmanamadım ve birkaç metreden dönmek zorunda kaldım. Bu yüzden kendinize fazla güvenmemek ve her zaman çok çalışmak önemlidir. Denali'de ekipmanınızı ve yükünüzü taşıyabilecek hamal yoktur. Her şey kendi başınıza, sadece bir rehberle yapılmalıdır. Tüm bu 60 kiloyu sırtınıza alıp 9 saat yürümek, hazırlıklı olduğum bir şey değildi. Ana kampa vardığımızda, kendimi, biraz sıcak çay beklentisiyle çadıra attım; ama kimse getirmedi (gülüyor). Sırtım şişti, çünkü bu kadar ağırlık taşımaya alışkın değildim. Ondan sonra Darjeeling'e geri döndüm, bir ay eğitim aldım, Tiger Hill'e tırmandım ve ardından Denali'ye tırmandım. Daha önceki bahanem olan hava koşullarını görmezden gelmek için yeterince çalıştım. Bu bana, zirvenin büyüklüğü karşısında, herkesin aynı ve küçük olduğunu öğretti.
Bununla, Hindistan'ın bir başka gururunun, neredeyse bir peri masalı gibi görünecek kadar çok şeye meydan okuyan bir kadının görkemli yolculuğuna bir göz atıyoruz, her çocuğun okuması, çok çalışması ve hayallerini yaşaması gerekiyor. Hayatta karşılaştıkları engellere rağmen.
Çeviri: Samed ERTEKİN
Çevirenin Notu: Bu röportajı okuyan okuyucu, çeviride eksiklikler görebilir ve hatta belki çevirinin google translate ile yapıldığını düşünebilir. Çeviriyi yaparken bu kaygıyı sürekli hissettim. Ancak röportajın tarafları Hindistanlıdır. Esasında Hindistan'da konuşulan günlük İngilizce de böyledir. Bu sebeple orijinal metindeki üslubu korumak ve gündelik Hindistan İngilizcesini okuyucuya hissettirmek için, edebi kaygıları bir kenara bırakmak zorunda kaldım. Bu şartlar altında iyi okumalar dilerim.
Kaynak: https://www.knowledgetribe.in/interviews/indias-oldest-female-mountaineer-premlata-agarwal